Necran Hristiyanları ile Lanetleşme

Suudi Arabistan’ın güneyinde, Yemen sınırında yer alan Necran bölgesinde kalabalık bir hıristiyan grup yaşıyordu. Bu bölgede yaşayan hıristiyanları İslam’a davet etmek için Peygamber Efendimiz, mektup gönderdi.

Peygamber Efendimiz’in mektubunu alan Necran hıristiyanları, 70 alimin de bulunduğu 300 kişilik bir heyeti Medine’ye gönderdi. Kafile Medine’ye vardı ve soylulardan oluşan 14 kişilik bir grup Resulüllah’ın huzurana vardı. Aralarında büyükleri olan es-Seyyid ve ondan sonra görüş sahipleri bulunan El-Akıb da vardı. Resulüllah her ikisine şöyle buyurdu:

İslam olunuz.

Bunu duyan es-Seyyid ve el-Akıb şöyle dediler:

Biz senden önce müslüman olduk.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

Yalan söylüyorsunuz. Sizi İslamiyeti kabulden üç şey; domuz eti yemeniz, haç’a tapmanız, ve Allah’nın oğlu bulunduğuna inanmanız alıkoymaktadır.

Bu ilmi münazara ile Necran hıristiyanları ciddi bir şekilde yenilgiye uğradılar. Çünkü Peygamber’in delilleri, hıristiyanların elinde bulunan kitaplardandı. O kitaplarda son peygamberin zuhuru ve nişaneleri ile ilgili Hz. İsa’nın sözleri mevcuttu.

Ancak makam ve mevki sevgisi Hıristiyan âlimlerin teslim olmasına engel oluyordu. Bunun üzerine mübahele ayeti nazil oldu:

Sana gelen bunca ilimden sonra yine de bu hususta Seninle çekişip, tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım, sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah’ın lanetini yalan söyleyenlerin üzerine kılalım. (Ali-İmran: 61)

Bu ayetin nazil olduğu gün mübahele günüdür. Ve o gün Zilhicce’nin 24’ü veya 25’idir. Hz. Peygamber, Allah’ın bu açık emri üzerine onlara mübahele (karşılıklı beddua) teklifinde bulundu. Hıristiyanlar da kabul ettti. Ve bu işin yarına bırakılmasına karar verildi.

Gün Batımında Dua

Ertesi gün hıristiyanların tamamı Medine’nin çıkışında Hz. Peygamber’i bekliyorlardı. Resulüllah’ın onları yıldırmak için çok büyük ve kalabalık bir topluluklar geleceğini düşünüyorlardı.

Medine kalesinin kapısı açıldı. Resulüllah sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın, ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde geldi ve hıristiyanların karşısındaki bir ağacın altına oturdu.

Hıristiyanların en bilgini olan piskopos, mütercimlere bu gelenlerin kim olduğunu sordu ve şöyle cevap verdiler:

O genç, O’nun damadı ve amcasının oğlu Ali bin Ebu Talib’dir. O kadın, kızı Fatıma’dır. Çocuklar ise torunları ve kızının evlatları olan Hasan ve Hüseyin’dir.

Bunun üzerine hıristiyan piskopos şöyle dedi:

Bakın Muhammed en yakınlarını ve en çok sevdiklerini mübaheleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Eğer tereddüdü olsaydı, onları getirmez, mübaheleden vazgeçerdi. Onunla mübahele yapmamız kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri’nden korkmasaydım O’na iman ederdim. O’nun istediklerini kabullenerek şehrimize dönelim.

Hz. Peygamber’e mühabele yapmak istemediklerini, anlaşmak istediklerini söylediler. Hz. Peygamber de kabul etti. Barış antlaşması Hz. Ali’nin eliyle yazıldı.

Burada Hz. Ali’nin Resulüllah’ın yanındaki mevkiini ve derecesini görmekteyiz.

Yorumlar

  1. kadir ÇAKIR diyor ki:

    ağzınıza sağlık çok güzel açıklamışsınız

Yorum Yaz

Yukarı Çık